Bebek ve anne ilişkisi yaşamın en temel ve vazgeçilmez ilişkisidir ve bu ilişki bebek ana rahmine düştüğü andan itibaren başlamaktadır. Organik plasenta içinde büyüyen bebek doğum anına gelene kadar anne ile iletişim içinde olmayı sürdürür ve bu iletişim hem organik düzeyde hem sezgisel düzeyde devam eder, eğer anne yeteri kadar farkındalığını artırabilirse bu dönemde de bebek ile daha bilinçli bir iletişim içinde olabilir.
Doğum süreci döllenme ile başlayan bir yaratım sürecidir. Doğuma hazırlanma sürecini bebek ve anne birlikte yaparlar. Anne bu süreç içinde yaratımı gerçekleştiren en önemli roldedir. Ancak bu rol, her yeni rolde olduğu gibi beraberinde pek çok kaygıyı da getirmekte ve annenin yaratımının keyfini çıkarmasını engellemektedir. Hamilelikteki her ay,kendine özgü psikolojik kaygılar ve beklentiler doğurur. Hamile kadın özellikle ilk ayda; bir dizi psikolojik ve fizyolojik değişiklik yaşar. Bu dönemde yorgunluk, bulantı ve kusma gibi fizyolojik belirti ve depresif bir ruh hali ortaya çıkar. Kadının yeni duruma adaptasyonu ve hamile olmasıyla ilgili kaygı ve beklentileri süreci belirler. Ayrıca kadının ailesi ile ilişkisi, iş durumu, hamileliğin yaratacağı beklenti ve stresler, sürecin nasıl yaşanacağını etkiler.
Hamileliğin kadın rolü dışında anne rolüne ait tüm duygusal, ruhsal yaşantıları etkilediği ve bu durumla ilgili çatışmaları yada beklentileri tetiklediği görülmektedir. Bir yandan dünyaya çocuk getirmenin heyecanı, diğer yandan doğacak çocuğun normal olup olmadığının kaygısı…İşte pek çok hamile kadının yaşadığı psikolojik değişiklikler, aynı zamanda yoğun bir stresin oluşumuna da etkendir. Kişiden kişiye farklılık gösteren bu dönemdeki psikoloji, bazen ciddi tedavi gerektirecek boyutlara da varabilir. Aslında keyifli bir süreç olarak yaşanması gereken hamilelik stresli bir dönem olarak yaşanmaya başlar. Doğum korkusu yaşayan kadının kendini kontrol edememe , beden ve duygusal denetimle ilgili kaygılarının olduğu izlenmektedir. Yapılan araştırmalar, özellikle şehir hayatı içinde yaşayan anne adaylarının hamileliklerini daha yoğun kaygılarla geçirdiklerini ve bunun doğum sonrası depresyonları da arttırdığını göstermektedir.
Hastalık başladıktan sonra yapılan müdahaleler koruyucu ruh sağlığı çalışmalarına oranla daha pahalı ve zordur. Sağlıklı olanla çalışmak her zaman daha başarılı ve etkili sonuçlar vermektedir. Bu sebeple hamilelik döneminde yapılan çalışmalar nedensel etkenleri ortadan kaldırma, risk etkenlerini azaltma, ruhsal bozukluklara karşı direnç arttırarak önleme çalışmalarıdır..
Hafızanın kayıtları anne karnında başlar. Bebek hamilelik sırasında ve doğum esnasında her şeyden etkilenir ve kaydını yapar.Bu çalışmalar ile annenin kaygılarını azaltabilmek, aslında ne kadar büyük bir yaratım sürecinde olduğunu farkedebilmesi ve sonuna kadar bunun keyfini çıkarabilmesini sağlamak hedeflenmektedir. Böylelikle bebek de sağlıklı bir gelişim gösterecektir.
Psikodrama grup terapisi hem felsefi hem teorik alt yapısı hem de uygulamada kullandığı teknikleri ile bir bütün olarak çok etkili bir terapi ve gelişim yöntemidir, köklerinden aldığı güçle sadece sorun çıktıktan sonra değil, sorun çıkmadan da koruyucu ruh sağlığı çerçevesinde müdahaleler de bulunabilmemizi sağlayan bir teknikdir.
Birey psikodrama ve grup yaşantısı içinde aldığı rollerde hayatta karşılaşabileceği yeni durumları deneyimleme şansına sahiptir. Bu çalışmalarla anne adayı grup içinde olmakla, yaşadıklarında kendisini yalnız hissetmeyecek, kendisiyle ilgili farkındalıklarını arttırabilecek ve kendisini dışarıdan deneyimleyebilecektir. Bebeğinin rolüne girerek, onun neler hissettiğini anlaması mümkün olabilecektir. Bebeğiyle rol değiştiren anne adayı, bebeğinin ne yaşayabileceğine dair empati kuracağından, ilerideki anne-çocuk ilişkisi sağlıklı kurulacaktır. Unutulmamalıdır ki her doğum bir mucizedir ve anneyle bebeğin birlikte gerçekleştirdiği ilk eylemdir…
Yeşim Başar Ünalan
Psk. Psikodrama Terapisti